Web Development

bakalimbugunnecalacak:

Zero 7 - In The Waiting Line

suicideblonde:

Anne Hathaway photographed by Yu Tsai

suicideblonde:

Anne Hathaway photographed by Yu Tsai

maganelise:

I would have loved to have been there.
One day I will go, and I will speak up for what I think is right. I feel exactly the same as this girl, and it’s not right. She couldn’t have said this any better.

maganelise:

I would have loved to have been there.

One day I will go, and I will speak up for what I think is right. I feel exactly the same as this girl, and it’s not right. She couldn’t have said this any better.

(via llane)

yalnızlığın anlaşıldığı an: insanı çok güldüren birşey seyrederken yüzüne bir soğuk rüzgar gibi çarpan andır. o kahkahayı neden attığının açıklamasını yapmak gibi gereksiz bir huyu vardır insanoğlunun yanındakilere, bunun için de sağ ya da duruma göre sol dirseğini seğirtir ki yanındaki baksın. bu istemsiz hareket yapıldığında dirsek boşluğu dövmüş, ve o kahkaha buz gibi soğuk, duvar gibi bir ifadeye dönüşmüştür an itibarı ile. evet, işte sonunda yanlızlık anlaşılmış olmuştur.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

geçen kendimle oturuyorum, süper bir muhabbet açıldı aramızda. ben dedim ki, “oğlum dün süper bir t-shirt gördüm birinin üstünde” kendim soru, “nasıldı?” “dedim ya” dedim, “süperdi!” sonra anlatmaya başladım, “önde I am not a schizophrenic yazıyordu, arkasında ise me neither!” bastı kahkahayı kendim, ve hemen ardından yapıştırdı onaylayan cevabını, “hakikaten tam bizlikmiş”… sonra en çok eğlendiğimiz konulardan birisi açıldı, boğazlar meselesi. kendime dizim şiştiğinden beri nasıl da kilo aldığımdan bahsediyordum, “okyanusa bir sürehi su koymuşsun ne yazar” dedi. bir an içim kıyılır gibi oldum ama, bir saniyeden fazla sürmedi. kendim elinde karamel dolgulu bir muffin ile yaklaşıyordu. “ben de bunu seninle paylaşmayı düşünüyordum” dedi. işin ilginç yanı, ben onunla paylaşmayı bir an olsun düşünmemiştim, utandım, ama bu utanç da çok sürmedi. kendim uzattı muffin’in bana düşen yarısını, elinden kaptığım gibi mideye gönderdim. ben de ona sıcak çikolatamdan ikram etmeyi akıl ettim. memnuniyetle kabul ettiği an kafamda bir şimşel çaktı. düşüncelerimiz, hatta düşünce yapımız bile bu denli farklı olmasına karşın, nasıl oluyordu da beğenilerimiz bu denli aynı kalabiliyordu. birimiz gece, diğerimiz gündüz, birimiz sağ, diğerimiz sol, hatta daha da dramatize edecek olursak, birimiz bir kadının bir ilişkiye bakışı, diğerimiz ise bir erkeğinki olacak kadar kontrast fikirlere sahipken, beğenilerimizi bu denli örtüştüren şeyin ne olduğu sorusu içimi kemire dursun, yanıtsız bir başka konu daha içimde yeller estiriyordu. kendimin tipi nasıl da bana benziyorsu… o değil de, t-shirt harbiden tam bizlikti…bitti.

p.s. içimde, önüne geçemediğim bir kadın yalakalığı var, ne yapacağım bilmiyorum, bu şarkı da size gelsin. Meredith Brooks - Bitch

[Flash 9 is required to listen to audio.]

 

abi sirinlikten olecek artik…

“meat orgy” hayata bakışımı değiştirdi

doğru bildiği yerler yanlış çıkmaya başlar bazen insanın. yolunu bulmak için aklına iliştiriverdiğin dikilitaşların yıkılmasıdır bu esasında. malum, dikilitaşlar, deniz fenerlerini saymazsak en etkili yön bulma aracı olmuşlardır bugüne değin… kafa karışıklığından değil, bildiğin her şeyin yanlış çıkmasından, yanlışa dönmesinden bahsediyorum şurada durmuş, boyumdan büyük laflar etmiş gibi hissediyorum buna ek olarak… oysa ki güzel güzel ölçmüş, biçmiş, ütülemiş, asmıştım askıya, askıda büyümüş olmalılar… ah şu yerçekimi ah… hem zaten saygıdeğer efendim, birini etkilemeye çalışırken en önemli yanlışı yapmanız ciddiyetle olası değil midir? yani birini etkilemeye çalışmak, esasında bu isteğinizi ona yansıtmamaktan geçmez mi?… yüksek sesle konuşmak istiyorum kendimle, tüm vurguları tam yerinde, gereği ve yeteri kadar yaparak, hem de layıkıyla… kendime anlatmam gereken şeyler var. hem gözümle takip edip, kulağımla duyunca daha güzel anlıyorum ben, belki de ondan bu isteğim. işin ilginci içimden bir ses, durmaksızın, kimi kime anlatacaksın sen bakayım, seni gidi kendini bilmez, diyor. anlamadığım bir diğer konu, madem içimdeki ses, ben, yani herkes her şeyin farkında, neden hala anlatmak zorunda hissediyorum kendimi. hani insan rasyonel bir varlık derler ya, öyle değil demek ki…bitti. 

Thursday, April 14, 2011

“i’ll kill you” G.House

bu kış sanırım güneş beğenmeye başladım. olur olmaz çıkıp gözüme girişini değil, ara sıra yükselip içimi ısıtışını da değil, görkemli duruşu, ya da hayata olan hayati etkisi de değil. rengi, ışığı beğenimi kazandı. öyle ki, sanki bu zaman kadar görüp durduğum güneşin rengi değişti. daha bir canlı, daha bir sıcak, daha bir içten, daha bir bizden oldu adeta bir anda. geleceğe umutla bakacak yaşta değilim uzaktaki ışığı göreyim, aşık falan da değilim, sıcaklığında iliklerim ısınsın, işin daha da ilginci, göz numaram, hatta göz rengim bile aynı. acaba beğenim mi değişti, beynim mi gelişti, yoksa bu da mı, bu garip değişim de mi şişmalıktan oluyor yahu…bitti.

Thursday, April 14, 2011
gregorumsamsam:

ateizme anti-tez olarak, Natalie Portman
-hala mı? yok artık.

gregorumsamsam:

ateizme anti-tez olarak, Natalie Portman

-hala mı? yok artık.

midas’in kulaklari, cok afedersin, essek kulagi!

insan bir kere asik olur derler ya, yalan abicim yalan. daha dogrusu, manipulatif gercek. simdi sen bir kere asik oldun ya, hani yerlere yapistin tabiri caizse, hani simseklerin caktigi yerlere kadar cikti tabanlarin, boslugu dovduler ya, hani gogus kafesinde guvercinler besledin ya sen, sonra umutlar besledin, buyuttun, sonra yuvadan ucuslarini seyrettin ya, sonra her gecen gun yeniden oldun, her sabah yeniden uyandin ya buzyelleri esen cehennemine, sonra donup gogsunu gere gere, “ben bir kere asik oldum ulan, o hakkimi kullandim, bir daha da olmam, olamam” diye bagirdin ya, iste yanlisi orada yaptin guzel kardesim. sen bir kere asik oldun ama, aski cirilciplak, en saygisiz, en simarik haliyle yasadin sen. sen aski, ask seni tanidi guzel kardesim. ogrendiniz birbirinizin icine disini. bu saatten sonra ne simariklik kaldi, ne de ciplaklik. sen onun sevdigin yerlerini bildin, aradin, o senin zayifliklarini gordu, eseledi. ondandir senin her bulduguna bir kulp takisin, ondandir onun hicbir zaman pesini birakmamasi. kisacasi guzel kardesim, ne sen kendini kandir bundan sonra, ne de onun seni kandirmasina izin ver. haydi bakalim simdi, taze elden bir taze kahve yap da, iciverelim olmaz mi?…bitti.

Monday, April 4, 2011 — 3 notes