doğru bildiği yerler yanlış çıkmaya başlar bazen insanın. yolunu bulmak için aklına iliştiriverdiğin dikilitaşların yıkılmasıdır bu esasında. malum, dikilitaşlar, deniz fenerlerini saymazsak en etkili yön bulma aracı olmuşlardır bugüne değin… kafa karışıklığından değil, bildiğin her şeyin yanlış çıkmasından, yanlışa dönmesinden bahsediyorum şurada durmuş, boyumdan büyük laflar etmiş gibi hissediyorum buna ek olarak… oysa ki güzel güzel ölçmüş, biçmiş, ütülemiş, asmıştım askıya, askıda büyümüş olmalılar… ah şu yerçekimi ah… hem zaten saygıdeğer efendim, birini etkilemeye çalışırken en önemli yanlışı yapmanız ciddiyetle olası değil midir? yani birini etkilemeye çalışmak, esasında bu isteğinizi ona yansıtmamaktan geçmez mi?… yüksek sesle konuşmak istiyorum kendimle, tüm vurguları tam yerinde, gereği ve yeteri kadar yaparak, hem de layıkıyla… kendime anlatmam gereken şeyler var. hem gözümle takip edip, kulağımla duyunca daha güzel anlıyorum ben, belki de ondan bu isteğim. işin ilginci içimden bir ses, durmaksızın, kimi kime anlatacaksın sen bakayım, seni gidi kendini bilmez, diyor. anlamadığım bir diğer konu, madem içimdeki ses, ben, yani herkes her şeyin farkında, neden hala anlatmak zorunda hissediyorum kendimi. hani insan rasyonel bir varlık derler ya, öyle değil demek ki…bitti.
