kendimi bir sarkiya emanet edecek oldum, ama o sarki bir turlu beni emanet almadi kendine. kulaklarimda ezgisi, yuregimde anlattigi askin sizisi kaldi. sonra buyudum, bilime emanet edeyim dedim kendimi, o da civitti, inanclarimdan vazgecmemi soyledi. once sasirdim, inanclarim olmadan nasil yasarim diyecek oldum, ona da bir cevabi vardi entellektuel dunyanin, onyargilardan kurtul. aklimin ermedigi yerlere ilgim oldu hep. ama takildigim yerleri sormadim bir bilene, iste en buyuk yanlisi orada yaptim. ders aldin mi derseniz, almadim, o da ayri...
yalnızlığın anlaşıldığı an: insanı çok güldüren birşey seyrederken yüzüne bir soğuk rüzgar gibi çarpan andır. o kahkahayı neden attığının açıklamasını yapmak gibi gereksiz bir huyu vardır insanoğlunun yanındakilere, bunun için de sağ ya da duruma göre sol dirseğini seğirtir ki yanındaki baksın. bu istemsiz hareket yapıldığında dirsek boşluğu dövmüş, ve o kahkaha buz gibi soğuk, duvar gibi bir ifadeye dönüşmüştür an itibarı ile. evet, işte sonunda yanlızlık anlaşılmış olmuştur.