Web Development

could you please pass the salt honey?

akilli kadindi, size deniz getirecegim dedi ankaraliya… biliyordu ankaralinin hesabinin, hasretinin bu olmadigini, hem ankarali denizi ne yapacakti ki, bozkiri yesil bir cennete cevirmisti, sevgiyi, saygiyi, beraber yasamayi ogretmisti toz grisi sokaklarina. griyi, laciverti, forma yapmis giymisti ustune, duzen kurmustu yemyesil, colugunu cocugunu alip uzanmisti saga sola hafta sonlarinda, deniza karsi degil, demire, betona, porselene karsi kaldirmisti kadehini hep, ogrenmisti yanindaki, karsisindaki insanin tek kurtaricisi oldugunu, ortak cikar degil, ortak yasamin onemli oldugunu… anadolunun kulturu, ozlemisligiyle yogurmustu hamurunu, yagmur suyu yeterdi ankaralinin hamuruna denize ne hacetti… ogrenmeden once isiklara, insanlara nasil bakacagini, sokaklar, caddeler ustune ustune gelirdi insanin ankarada ama bir kere ogrendi mi insan yasayan fotografa bakmayi, anlardi daha guzel manzara bulamayacagini. yoz burunlar kalkik gezemez ankarada, sehrin soguk nefesi dusurene kadar dondurur o burunlari, yasayabilmek, savasabilmek icin o buz kesen soguguyla, insana hosgormeyi, sevmeyi, sarilmayi ogretir bozkir ankara evet klostrofobiktir biraz, insani bogacakmis gelir zaman zaman, ama bu duygudan nasil kacip kurtulacagini da ogretir insana. sanat vardir ankarada, sanatci vardir, bogulmuslugu, daralmisligi degil, umudu, sevgiyi isleyen sanatci… gece hayati renklidir ankarada, ama oyle neon isiklarinin bogucu rengi degil, insanlarla paylasilan anlarin, sevinclerin huzunlerin rengi vardir, bir kadeh sarap vardir, bir kupa bira vardir, bir fincan kahve, bir ince belli cay vardir, muhabbet vardir, bir de sesi vardir ankaranin muhabbete katilan, beni birakma diye haykirir, duyarsin, vazgecemezsin, onca yasanmisliga sirtini donup, birakip gidemezsin…


Monday, July 5, 2010